Yaşamın Kaynakları ve Aparigraha

Kalbim Antalya’nın sıcacık güneşi ile ısınmış, serin sularında ferahlamış, her yandan coşkuyla akan şelalelerinde arınmış öylesine hafiflemişken bilmediği başka diyarlara doğru kanatlanmakta.

Hiç durmadan değişen herşeyin arasında, şu sıralar içinde bulunduğumuz yurt dışına taşınma süreci bizi tüm bu değişimin farkındalığı ve birlikte getirdiği yeniye açılma, bırakma temalarıyla ile yüzleştiriyor. Hollanda’ya doğru hazırlıklarımızı tamamlama aşamasındayken kendimizi sahip olduğumuzu zannettiğimiz şeylerden özgürleştirmeye çalışırken buluyoruz. Bütün düzenimizi değiştiren bu hareket, iç alanımızda da büyük bir harekete sebep oluyor.

Senelerdir yoga derslerimde en sık kullandığım kelimeler yankılanıyor zihnimde. “Bırak, tutunma, izin ver.” Alışkanlıklar, düşünme biçimleri, bizi biz yaptığını zannettiğimiz birçok şey ona tutunmayı bıraktığımızda dönüşmeye başlıyor. Eski yoga metinlerinde geçen Aparigraha kavramı bir yoginin yogik yolunu engelleyen mülklerden vazgeçmesi gerektiğini, bir eşyaya ya da düşünceye yapışmamayı ifade eder. Konfor alanından çıkmayı, değişime açık olmayı ve esnek olmayı gerektirir. Bunu yapmak, yogiyi, duygusal ve bedensel taleplere bağımlı olmaktan kurtarır ve gerçek benlik deneyiminin daha derin bir seviyede gerçekleşmesini sağlar.

Birşeylerin bize ait olduğu sanrısı, bağlanma arzusu bizi sınırlandıran şeylerdir der yoga. Maddi mülkleri biriktirmek fiziksel anlamda bizi sınırlandırırken söz konusu mülkleri kaybetmekten duyduğumuz endişe enerjimizi de tüketmeye başlar. Satın aldığımız yeni nesnenin bize mutluluğu getireceğine inanmak, sahip olduğumuz kaynakların yetersiz olduğu inanışından doğar. Sahiplenme arzusundan özgürleşmediğimiz sürece özünde herkesin bir ve bütün olduğu bir dünyayı ve gerçek sevgiyi algılayamayacağımızı söyler. 

İşte biz de yıllardır öğrenmekte olduğumuz bu kavramlar ile farklı bir seviyede buluştuğumuz birçok an yaşıyoruz bu günlerde. Eşyalarımızın bir kısmını satıp bir kısmını dağıtırken kahve kupasına geliştirmiş olduğum bağı farkediyorum. Evimizde uzun süredir hiç kullanılmamış olan ne varsa toplayıp vermek üzere paketliyoruz, bavul dolusu kıyafet ve artık ihtiyacımız olmayan birçok şey çıkıyor evimizden. Tüm bu süreç içinde her geçen gün biraz daha rahatlamış hissediyorum. Sahip olduğum -ya da sahip olduğumu zannettiğim- şeylere tutunmamayı, kendimi bunlardan özgürleştirmeyi seçtiğimi hatırlatıyorum kendime.

Tüm bunlarla birlikte kapatıyoruz burada dört yıldır yaşadığımız evimizi. Artık bize hizmet etmeyen şeyleri bırakarak ve yeniye kendimizi açarak. Evimize, eşyalarımıza burada bizi besleyen tüm kaynaklara, paylaştığımız anılara, bize kattığı arkadaşlara, dostlara şükranlarımızı, teşekkürlerimizi sunarak veda ediyoruz.

Bize kapılarını açmış olan yeni diyarın bizi sarıp sarmalaması dileklerimizle.

duden4Foto: Düden Şelalesi

Burada Antalya’da yaşadığımız evin yakınlarındaki bu şelale, Her gün, her saat, hiç durmadan, delicesine bir coşkuyla akıyor. Yüksek kayalıkların üzerinden dökülen tatlı su tuzlu su ile birleşiyor, derya ile buluşuyor. Yaşamın kaynakları, her an bolluğu ve bereketi ile yanıbaşımızda dururken bütün endişelerim ne kadar da anlamsız kalıyor!

Not: Evet fazla eşya çok lüzumsuz bir şeymiş gerçekten de anne!

Reklamlar